16 Ekim 2011 Pazar

LİVORNO'DA 1 GÜN

15.10.2011 Cumartesi saat 09:28 sularında trenin haraket etmesiyle Livorno'ya doğru yollara koyuldum. Heyecanlıydım çünkü İtalya'da ilk defa şehir dışına çıkıyordum. Ve trenle gidiyor olmam daha da heyecan vericiydi. Çünkü ideal hızda birçok yeri görerek gitmek çok keyifli.

Yaklaşık 10:45 gibi Livorno'ya vardım ve İtalya Sol'u için oldukça önemli olan bu şehri keşfetmek için bir hışımla şehre karıştım. Binalar, evler, sokaklar Floransa'ya oldukça benziyor. Sanırım Toskana genelinde mimari ve yol düzenleri oldukça benzer. Fakat Floransa'ya nazaran daha sakin ve tenha bir şehir. Çünkü herşeyden önce turistik bir şehir değil. Ve birçok kişiye Livorno'ya gideceğimden bahsettiğimde bana nedenini sordular. 3 tane nedenim var; 1- Turistlere yönelik yerlerden çok hoşlanmıyorum. Çünkü yerel halk turistlerin ilgisini çekmek için onlara yönelik davranmaktan farkında olmadan kendi özgünlüklerinden uzaklaşıyorlar. Bunun örnekleri Türkiye'de de var. Ve İtalya'da olup gerçek, özgün İtalyanları görememek beni üzer açıkcası (: Neyse ki kaldığım bölge ve etrafım özgün İtalyanlar ile dolu (: 2- Buraya geleli tam 2 hafta oldu. Ve bu süreçte deniz yüzü göremedim. İstanbul'da yaşayıpta belli bir süre deniz görememek gerçekten büyük bir eksiklik. Livorno'nun Tiren denizine bakan harika ve oldukça uzun bir sahil şeridi var. 3- Son nedenim ise İtalya Sol tarihi için oldukça önem arz eden bir kent. Futbol takımından, en küçük mahallesine kadar tüm halk sol ideoloji ile yaşamakta.

Evet bu nedenlerimle Livorno'ya geldim ve vurdum kendimi yollara. Oldukça sakin bir şehir. Ve gerçekten farklı bir havası var. Sakin olduğu kadar da sade bir şehir. Fakat Sol görüşe sahip bir şehir olarak İtalya bayraklarının yanında Avrupa Birliği bayraklarını görmek gerçekten çok üzücü. Çünkü bu bir nevi teslimiyetin simgesi. Ama tabiki Avrupa Birliği üyesi olan bir ülkenin tüm şehirlerinde, o ülkenin bayraklarının yanında ab bayraklarının olması bir zorunluluk. Livorno için büyük bir ironi olmalı. 2. üzücü nokta ise kapitalizmin pençeleri burayada geçmeye başlamış; Mcdonald's, Gucci gibi kapitalist ekonomik sisteme hizmet eden mağazalar üremeye çoktan başlamış.

Şehrin merkezini dolaştıktan sonra sahil kesimine indim. Sakin ve sevimli bir sahili var. Aynı Karaköy'de ki gibi koca koca yolcu gemileri limanlamış. Tarih boyunca sahip olduğu sahili oldukça akıllıca kullanmış Livorno. Nitekim günümüzde de öyle. Balıkçılıkla ve daha genel anlam ile tarif edersem denizcilikle İtalya ekonomisine büyük katkılar sağlıyor.

Uzun lafın kısası; şirin bir şehir... Aşağıda çektiğim bazı fotoğraflar mevcut. Tüm fotoğrafların üstlerine tıklayarak daha büyük hale getirebilirsiniz.

Görüşmek üzere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder